Şu an yaygın olarak kullanılan yapay zekâ modelleri, özellikle büyük dil modelleri (LLM’ler) ile geçirdiğim mesai boyunca önemli bir şey fark ettim: Bu modelleri uzun süre “harf ve kelime tahmini yapan algoritmalar” olarak tanımladım. Teknik olarak hâlâ öyleler. Ancak pratikte gördüğüm şey bundan çok daha fazlası. Aslında yaptıkları şey, bağlam içinde düşünmek, ilişki kurmak ve anlam üretmek.
Sonra şunu düşündüm: Biz insanlar da dünyaya geldiğimiz andan itibaren dil aracılığıyla programlanmıyor muyuz? Düşüncelerimizi, hayallerimizi, korkularımızı ve kararlarımızı dil üzerinden inşa etmiyor muyuz? Kullandığımız kelimeler, aslında zihnimizin sınırlarını belirlemiyor mu?
Belki de bu yüzden insan büyüdükçe hayalleri küçülüyor. Hayata yeni başlamış bir çocuğun davranışlarına bakın — ne kadar filtresiz, ne kadar sınırsız, ne kadar olasılıklara açık… Dil arttıkça, kalıplar artıyor. Kalıplar arttıkça, sınırlar oluşuyor.
Bu yüzden büyük dil modellerini sadece “kelime tahmin eden sistemler” olarak görmekle haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Belki de farkında olmadan, düşünme biçimimizin bir benzerini inşa ettik.
#YapayZeka #AI